<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>GökalpÖztürk.Com</title>
	<atom:link href="http://gokalp23.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://gokalp23.wordpress.com</link>
	<description>GökalpÖztürk.Com</description>
	<lastBuildDate>Sat, 18 Aug 2007 22:47:18 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='gokalp23.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/2c59201526a39fdca2aeb8e6b86b81c1?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>GökalpÖztürk.Com</title>
		<link>http://gokalp23.wordpress.com</link>
	</image>
			<item>
		<title>Hakan Bayraktar &#8211; En Güzel İsimler (Görüntü)</title>
		<link>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/19/hakan-bayraktar-en-guzel-isimler-goruntu/</link>
		<comments>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/19/hakan-bayraktar-en-guzel-isimler-goruntu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Aug 2007 22:47:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokalp23</dc:creator>
				<category><![CDATA[Görüntüler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gokalpozturk.com/2007/08/19/hakan-bayraktar-en-guzel-isimler-goruntu/</guid>
		<description><![CDATA[
       <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gokalp23.wordpress.com&blog=919842&post=629&subd=gokalp23&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/19/hakan-bayraktar-en-guzel-isimler-goruntu/"><img src="http://img.youtube.com/vi/Pu6UwiqWMww/2.jpg" alt="" /></a></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/gokalp23.wordpress.com/629/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/gokalp23.wordpress.com/629/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gokalp23.wordpress.com/629/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gokalp23.wordpress.com/629/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gokalp23.wordpress.com/629/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gokalp23.wordpress.com/629/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gokalp23.wordpress.com/629/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gokalp23.wordpress.com/629/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gokalp23.wordpress.com/629/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gokalp23.wordpress.com/629/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gokalp23.wordpress.com/629/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gokalp23.wordpress.com/629/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gokalp23.wordpress.com&blog=919842&post=629&subd=gokalp23&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/19/hakan-bayraktar-en-guzel-isimler-goruntu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/cac3da48bfaa719cdec04e022c850e0c?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gokalp23</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://img.youtube.com/vi/Pu6UwiqWMww/2.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Tuzağa Düşmek</title>
		<link>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/19/tuzaga-dusmek/</link>
		<comments>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/19/tuzaga-dusmek/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Aug 2007 22:45:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokalp23</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gokalpozturk.com/2007/08/19/tuzaga-dusmek/</guid>
		<description><![CDATA[
Tuzak dediğin görünmemeli&#8230; Hiç ummadığı anda ayağına takılmalı kurbanının. Süslü de olmalı tuzak&#8230; Heveslendirmeli; çekmeli kendine&#8230;
Uzak olmamalı tuzak; hep yakınında, yanında olmalı kurbanının. Hem yolda olmalı tuzak; yoldan farklı durmamalı, hatta yolun kendisi diye bellenmeli. Tuzak kötü bile olmamalı. Tuzağa düşmek iyilik sanılmalı, akıllılık sayılmalı. Tuzağa doğru yürümek, yolun kendisi bilinmeli. Tuzağa uzak köşelerden yürüyenler [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gokalp23.wordpress.com&blog=919842&post=627&subd=gokalp23&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://gokalp23.files.wordpress.com/2007/08/tuzak1.jpg" alt="tuzak1.jpg" /></p>
<p class="MsoNormal">Tuzak dediğin görünmemeli&#8230; Hiç ummadığı anda ayağına takılmalı kurbanının. Süslü de olmalı tuzak&#8230; Heveslendirmeli; çekmeli kendine&#8230;<br />
Uzak olmamalı tuzak; hep yakınında, yanında olmalı kurbanının. Hem yolda olmalı tuzak; yoldan farklı durmamalı, hatta yolun kendisi diye bellenmeli. Tuzak kötü bile olmamalı. Tuzağa düşmek iyilik sanılmalı, akıllılık sayılmalı. Tuzağa doğru yürümek, yolun kendisi bilinmeli. Tuzağa uzak köşelerden yürüyenler ayıplanmalı. Tuzağı farkedenler utanmalılar kendilerinden. Kötü bir şey yapıyormuş gibi büzüşüp kalmalılar kendi köşelerinde. Ayağı tuzağa takılanlar alkışlanmalı; hayırlı bir akıbetin konusu bile edilmeliler.</p>
<p>Fıtratında kerem olan insan hiçbir kötülüğü “kötülük” sıfatıyla yapmaz. Bile bile “kötü” olmaz insan. Vicdanı susmadıkça, nefsi “iyi” bir gerekçe bulmadıkça, kötülüğün kuyusuna inmez. “Kötü”ye “iyi” bir kılıf bulur, “şerr”e “hayır”lı bir renk verir de, öylece özne olur kötülüğe.</p>
<p>Şimdilerde, tuzakların estetize edildiği bir zamanda yaşıyoruz. Örneğin, özgürlük kavramını, çıplaklığın eline yeni icat bir yelpaze gibi tutuşturuyoruz bunaltan sıcaklarda. Reklam hakkının gölgesine siperlenip, mayodan artan kadın bedeni parçalarını, mayonun gizlemek yerine daha da belirginleştirdiği dişilik cezbelerini gözlere sokuyoruz. Görünenler, göründükleri için kazananlar, güzel göründükleri için kendilerine imrenilenler, görenler, gördüklerine hayran olanlar, görüntüleri çoğaltılanlara imrenenler, hep birlikte mağdur ediliyor.</p>
<p><span id="more-627"></span>Görüntüyle vuruluyoruz, görünmeye vuruluyoruz.</p>
<p>Görüntüler üzerinden kuruluyor tuzaklar. Görüntüde yer almak adına, hiç tanımadığın gözlerde gözde bir konum edinmek hatırına inceliyor yeni tuzaklar. “Görüntü”nün “gerçek”in aleyhine parladığı, “imaj”ın “vicdan”ı parçalayıp yırttığı bir çağın çocuklarıyız. Bir önceki yüzyılda “olma”ya odaklanmış modern kafalar, nicedir “olma”nın, “gerçekleşme”nin en sığ ama en kolay erişilen, en yalancı ama en kolay kanılan bileşenine, yani “görünme”ye odaklandılar. “Görüntü”leri üzerinden tatmin olmaya çağrılıyor mahzun ve tesellisiz kalpler. Görüntü ise en fazla başkalarının sahte, sığ, geçici, iki yüzlü, vefasız bakışlarına sürgün ediyor insanı. Şöhreti afet eyleyen o sır, yani başkalarının takdirine endeksli yaşama zavallılığı, en sıradan, anonim insanları da saçlarının perçeminden tutup çekim alanına alıyor. Sırf şöhret olmak için rezillik etmeye razı oluyor insanlar; ekranlarda görünüp televizyonun elektronik havuzunda vaftiz edilip aklanmak uğruna en mahrem sırlarını açıp kişiliğini, dişiliğini, erkekliğini yağmalayabiliyorlar. Köprüden atlamak için bile kameraların gelmesini beklemek, bedenini, hayatını, hatta -çoktan gözden çıkardığı- ebedî hayatını da parçalayıp mutluluğun ekranın vefasız görüntülerinde bir araya toplanmasına, huzurun iki yakasının TV düğmeleri ile bir araya getirilmesine razı olunduğunu göstermiyor mu? Ünlü olmak uğruna rezil olmak yüceltiliyor. Herkesin tanıdığı biri olmak adına kendini öldürmek alkışlanıyor, aklanıyor.</p>
<p>Nefsimiz görüntüler üzerinden süslüyor artık eylemlerimizi. İnsanları özlerini boşaltıp görüntünün kuru ve kırılgan kabuğuna iltica etmeye ayartıyor. Şöhreti “zehirli bal” diye tarif eden Said Nursî’yi daha iyi anlıyorum bugünlerde. Bal tadında zehir. Dudağa bal tadı taşıyor, kalbe zehir kusuyor. Bir de şaşırıyorum şöhrete müptelâ olmuşlar için okuduğu ayete: “İnnâ lillah ve innâ ileyhi raciûn.” Yani ki, “Biz Allah içiniz ve O’na dönücüyüz.” Her ölüm haberinde, ölümün kesinliğini, ölümden sonranın anlamını idrak etmek için zikrettiğimiz bu ayetin şöhretle ne ilgisi olabilirdi?</p>
<p>Uğrunda ölmenin bile göze alındığı, rezil olarak, kişiliğini toprağa diri diri gömmenin de hak görüldüğü şöhret bir tür ölüm demek aslında. Şöhret, vefasız ve çaresiz gözlere gömülen bir cenaze ediyor insanı. Oysa, “biz Allah içiniz; Allah için varız.” Başkalarının gözlerinde değil, O’nun nazarında itibar ve dirlik buluruz. Şöhret, sığ bakışlardan, gel-geç karşılaşmalardan hayranlık bekleyen bir dilenci eyliyor insanı. Oysa, “biz Allah’a dönücüyüz”; başkalarının bakışlarından değil O’nun katından sonsuz teselliler umuyoruz.</p>
<p>Tuzak işte. Hem çekici, hem tanıdık, hem yakın, hem yol, hem açık, hem gizli. Varlığın görüntüde yağmalanması&#8230; Görünen kadarcık, görüntüde kalasılık bir varlığa fit olunması.. Tuzak. Ama uzak değil.</p>
<p><strong>Senai Demirci</strong></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/gokalp23.wordpress.com/627/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/gokalp23.wordpress.com/627/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gokalp23.wordpress.com/627/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gokalp23.wordpress.com/627/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gokalp23.wordpress.com/627/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gokalp23.wordpress.com/627/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gokalp23.wordpress.com/627/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gokalp23.wordpress.com/627/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gokalp23.wordpress.com/627/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gokalp23.wordpress.com/627/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gokalp23.wordpress.com/627/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gokalp23.wordpress.com/627/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gokalp23.wordpress.com&blog=919842&post=627&subd=gokalp23&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/19/tuzaga-dusmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/cac3da48bfaa719cdec04e022c850e0c?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gokalp23</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://gokalp23.files.wordpress.com/2007/08/tuzak1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">tuzak1.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Efendilerin Efendisi Canım Sultanım</title>
		<link>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/19/efendilerin-efendisi-canim-sultanim/</link>
		<comments>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/19/efendilerin-efendisi-canim-sultanim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Aug 2007 22:25:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokalp23</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dost]]></category>
		<category><![CDATA[Muhabbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gokalpozturk.com/2007/08/19/efendilerin-efendisi-canim-sultanim/</guid>
		<description><![CDATA[
Dün gece, rüyası bahşedilmedi ama bir hayal yanaştı zihnimin kuytusuna. Seninle bir yolda yürüyoruz. Yürüdükçe açılan bir yol bu. Ağacı, aracı, toprağı yok. Yok ikimizden başka yolcusu. Sen, en çok konuşmak istediğim insan, yanımdasın ama yüzüne bakamıyorum. Teninden sızan gül kokusu başımı döndürüyor. Heybemde sorular var. İrili ufaklı çakıl taşları gibi sorular. Onları birer birer [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gokalp23.wordpress.com&blog=919842&post=626&subd=gokalp23&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://gokalp23.files.wordpress.com/2007/06/gul10.jpg" alt="gul10.jpg" /></p>
<p>Dün gece, rüyası bahşedilmedi ama bir hayal yanaştı zihnimin kuytusuna. Seninle bir yolda yürüyoruz. Yürüdükçe açılan bir yol bu. Ağacı, aracı, toprağı yok. Yok ikimizden başka yolcusu. Sen, en çok konuşmak istediğim insan, yanımdasın ama yüzüne bakamıyorum. Teninden sızan gül kokusu başımı döndürüyor. Heybemde sorular var. İrili ufaklı çakıl taşları gibi sorular. Onları birer birer çıkarıp hafiflemek, sonra seninle uçmak istiyorum.</p>
<p>Elimi heybeye sokup avucumu dolduruyorum: &#8220;Bir yetim olarak doğuşunun hikmeti neydi? Ve öksüz kalışının? Çocuklarının ölümünü tadışının ve torunlarının katlinden haberdar oluşunun? Açlıktan, yokluktan, ihanetten, iftiradan bolca nasiplenmen nedendi? Vahye muhatap olmanın basıncını nasıl yaşadın?  Bir ara vahiy kesildiğinde duyduğun endişe Seni çöllerde kaybolma isteğinin eşiğine getirdi mi, terk edildiğini düşündün mü gerçekten?&#8221; soruları çıkıyor. Ama dillendiremiyorum. Yok, böyle başlayamaz sohbetimiz diyorum içimden.</p>
<p><span id="more-626"></span>Elimi yeniden heybeye daldırıyorum. İki âyet beliriyor. Biri Duhan Sûresi&#8217;nden. &#8220;Biz Gökleri ve yeri ve ikisi arasında bulunan her şeyi sırf bir oyun olsun diye yaratmadık&#8221; diyor Allah. Bir de Hadid Sûresi&#8217;nden sesleniyor: &#8220;Bilin ki ey insanlar bu dünya hayatı sadece bir oyundan, geçici bir eğlence ve güzel bir gösteriden &#8230;ibarettir.&#8221; Şimdi bu ikisini nasıl anlamam gerekiyor? &#8220;Oyunu ciddiyetle ama oyun olduğunu unutmadan oyna&#8221; mı demek istiyor? Bir yönetmenin oyuncusundan beklediği disiplin ve beceri ile, bir psikoloğun oynadığı karakterden kurtulamayan sanatçıyı rehabilite etme çabası olarak algılasam yanlışa mı düşerim?  Bu, &#8220;Madalyonun zahir yüzü ile batın yüzünü karıştırma!&#8221; emri mi aynı zamanda? Daha soruyu dillendirmeden cevaplar üretmem edepsizlikten başka bir şey değil.  Düştü bence bu soru da. Yenisi gelsin.</p>
<p>Yine iki âyet: Enfal&#8217;den, &#8220;(İnkar edenlerin) boyunlarını vurun ve bütün parmaklarını doğrayın. Çünkü onlar Allah&#8217;a ve Rasûlüne karşı geldiler..&#8221;  ifadesi ile Maide&#8217;den &#8220;Allah&#8217;a ve elçisine karşı savaş açanların ve yeryüzünde fesadı yaymaya çalışanların büyük kısmının öldürülmeleri, veya asılmaları veya döneklikleri yüzünden büyük kısmının ellerinin ve ayaklarının kesilmesi, yahut yeryüzünden tamamiyle sürülmeleri, yalnızca bir karşılıktan ibarettir. İşte bu onların bu dünyada uğradıkları zillettir&#8221; ifadesi.</p>
<p>Şimdi soru şu: Bu sözler sadece Senin yönettiğin orduların katıldığı savaşlar için mi geçerlidir, yoksa her zaman inkarcılara uygulanması gereken bir emir midir?  Her dem geçerli ise, bu emri kim verecek, kim uygulayacaktır? Bu emrin inkarcı ama masum insanların canını alan terör eylemlerine gerekçe yapılması nasıl önlenecektir?  Bir dakika&#8230;  Maide&#8217;den alıntıladığım ayetin sonunu okumamışım. Şöyle bitiyor: &#8220;Ancak, ey müminler siz onlardan daha güçlü hale gelmeden önce tevbe edenler hariç. Çünkü bilmelisiniz ki Allah çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır.&#8221; Kafam iyice karıştı. Soruyu nasıl formüle edeceğim şimdi? Geçeyim bunu da.</p>
<p>İşte bir avuç soru daha: İncire ve zeytine neden yemin ediyor Allah? Gece ve gündüze neden? Ve kuşluk vaktine? Bilsem ben de öyle yemin edeceğim Sana aşkıma. Ya &#8220;Allah göklerin ve yerin nurudur&#8221; âyeti? Nurdan murad ışık olmasa gerek. Bak yine aklımı karıştırdım işe. Sorsam böyle, diyecek ki &#8220;Bunların müteşabih ayetler olduğunu bilmez misin? Sözün kaynağından dile ve bekle de manası yüreğine insin.&#8221;  Yok mu benim aklımla kirlenmemiş, kalbimden çıkan saf sorular?</p>
<p>Tam elimi heybeme daldırıyorum, ipi kopuyor. Çakıllarım yere saçılıyor. Oh be! Tüyden hafifim artık. Kalbimi yokluyorum. İçeride bir fırtına var:</p>
<p>Allah Sana &#8220;Habibim, Sen olmasaydın bu evreni yaratmazdım&#8221; diyor. Bu nasıl oluyor Sultanım? Yaratan yarattığına aşık mı oluyor? Peki neden Seni yaratmasaydım demiyor da, Sen olmasaydın diyor?  Yoksa bu yaratan-yaratılan ilişkisi değil de yaratan-yaratan ilişkisi mi? Yaratıcı, en yüce tecellisi olarak kendini mi selamlıyor Senin şahsında?</p>
<p>Bir de senin &#8220;Ene beşerün&#8221; sözün var ey Allah&#8217;ın Sevgilisi. &#8220;Ben insanım&#8221; dedin hep. İnananlar Seni putlaştırmasın istedin. İnsan olduğunu, Senin de yanılabileceğini göstermek için &#8220;Bu yıl hurma ağaçlarını aşılayalım mı?&#8221; diye sorduklarında &#8220;aşılayın&#8221; dedin. O yıl meyve vermedi hurmalar. Sonraki yıl yine sordular. &#8220;Aşılamayın&#8221; dedin. Yine meyve alınamadı ağaçlardan. Dünya işlerinde insana kendi aklını kullanması, kendi tecrübesini oluşturması için kuvvetli bir işaret mi vermek istedin?</p>
<p>Masum ve masun olduğun halde Sana bağlananlardan bazılarının belagat gücü ile seni yanıltarak istediği fetvayı alabilmeleri ihtimaline karşı Allah&#8217;a sığındın. Demek ki Sen gerçekten insandın, gerçek insandın.</p>
<p>İlmin güzel şehri Sultanım. Devlet Başkanıydın. Öldüğünde bir Yahudiye borcun vardı. Şehrinin kapısı Hz Ali, zırhını ve kalkanını satarak ödedi bu borcu. Bu bana çok dokunuyor Efendim.</p>
<p>Bir sabah namazı vakti, mescide geç geldin. Daha önce hiç olmamıştı. Merak ettiler: &#8220;Ne oldu ya Rasulullah?&#8221; Dedin ki: &#8220;Yola çıktığımda önümde piri fani bir Yahudi yürüyordu. Onun minik adımlarına ayak uydurdum. Onu geçmek saygısızlık olacaktı.&#8221; Bu da bana çok dokunuyor Efendim. Kedin uyanmasın diye üzerine kıvrılıp yattığı eteğini kesen bir elçisin Sen. Karıncalar ezilmesin diye ordunun yolunu değiştirensin. Sözünde duransın, dilinden, elinden ve belinden emin olunansın.</p>
<p>İşte bu yüzden Sultanım, Senin zamanında yaşayıp Seni görmeyişimin tek tesellisi, Senden sonra dünyaya gelmemdir. Ya Senden önce doğup ölseydim? Senden nasıl haberdar olur, Sana nasıl bağlanırdım?</p>
<p>Yol bitiyor. Şimdi yüz yüzeyiz. Öyle bir bakıyorsun ki tebessümünden gözlerim eriyor. Anladım diyorum, dilsiz ve dudaksız konuşmam lazım. Aşık değil aşk olmam lazım. Ellerimi tutuyorsun. &#8220;Sen yine de o sormak isteyip soramadığın sorular için <em>konuşan bir Kuran </em>bul&#8221; diyorsun. Yağmur damlaları gibi iniyor kelimelerin: &#8220;İlmi aşkla dokuyan velileri var Allah&#8217;ın. Kelimesiz kalmak senin harcın değil. O anlatsın sen dinle.&#8221;</p>
<p>Gözlerim kapalı soruyorum: &#8220;Peki nasıl ulaşırım ona?&#8221;</p>
<p>&#8220;Ararsan bulursun, bakarsan görürsün, dinlersen duyarsın. Tabii kaderinde varsa&#8221; diyorsun ve kayboluyorsun&#8230;</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Nuriye Akman</strong></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/gokalp23.wordpress.com/626/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/gokalp23.wordpress.com/626/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gokalp23.wordpress.com/626/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gokalp23.wordpress.com/626/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gokalp23.wordpress.com/626/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gokalp23.wordpress.com/626/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gokalp23.wordpress.com/626/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gokalp23.wordpress.com/626/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gokalp23.wordpress.com/626/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gokalp23.wordpress.com/626/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gokalp23.wordpress.com/626/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gokalp23.wordpress.com/626/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gokalp23.wordpress.com&blog=919842&post=626&subd=gokalp23&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/19/efendilerin-efendisi-canim-sultanim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/cac3da48bfaa719cdec04e022c850e0c?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gokalp23</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://gokalp23.files.wordpress.com/2007/06/gul10.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">gul10.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İçin temiz olmadıktan sonra..</title>
		<link>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/19/icin-temiz-olmadiktan-sonra/</link>
		<comments>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/19/icin-temiz-olmadiktan-sonra/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Aug 2007 22:20:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokalp23</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dost]]></category>
		<category><![CDATA[Gönülden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gokalpozturk.com/2007/08/19/icin-temiz-olmadiktan-sonra/</guid>
		<description><![CDATA[
İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı, Hoca olmuşsun; kaç para !
Hırka; Tespih; Post; Seccade güzel;
Ama Tanrı kanarmı bunlara
Dünya üç beş bilgisizin elinde;
Onlarca bilgi güya kendilerinde
Üzülme; Eşek Eşeği beğenir:
Hayırlar vardır sana kötü demelerinde.
Ömer Hayyam
       <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gokalp23.wordpress.com&blog=919842&post=624&subd=gokalp23&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://gokalp23.files.wordpress.com/2007/08/takkevetesbih.jpg" alt="takkevetesbih.jpg" /></p>
<p>İçin temiz olmadıktan sonra<br />
Hacı, Hoca olmuşsun; kaç para !<br />
Hırka; Tespih; Post; Seccade güzel;<br />
Ama Tanrı kanarmı bunlara</p>
<p>Dünya üç beş bilgisizin elinde;<br />
Onlarca bilgi güya kendilerinde<br />
Üzülme; Eşek Eşeği beğenir:<br />
Hayırlar vardır sana kötü demelerinde.</p>
<p><strong>Ömer Hayyam</strong></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/gokalp23.wordpress.com/624/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/gokalp23.wordpress.com/624/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gokalp23.wordpress.com/624/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gokalp23.wordpress.com/624/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gokalp23.wordpress.com/624/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gokalp23.wordpress.com/624/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gokalp23.wordpress.com/624/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gokalp23.wordpress.com/624/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gokalp23.wordpress.com/624/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gokalp23.wordpress.com/624/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gokalp23.wordpress.com/624/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gokalp23.wordpress.com/624/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gokalp23.wordpress.com&blog=919842&post=624&subd=gokalp23&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/19/icin-temiz-olmadiktan-sonra/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/cac3da48bfaa719cdec04e022c850e0c?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gokalp23</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://gokalp23.files.wordpress.com/2007/08/takkevetesbih.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">takkevetesbih.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bitkilerin yüzyıl ömrü kalmış..</title>
		<link>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/19/bitkilerin-yuzyil-omru-kalmis/</link>
		<comments>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/19/bitkilerin-yuzyil-omru-kalmis/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Aug 2007 22:13:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokalp23</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gokalpozturk.com/2007/08/19/bitkilerin-yuzyil-omru-kalmis/</guid>
		<description><![CDATA[
İngiliz Bilimadamları ozon tabakasının bitkilerin fotosentez kabiliyeti üzerinde etkisi olduğunu buldular.
İngiliz bilim adamları yaptıkları araştırmaya dayanarak bu yüzyıl sonunda hava kirliliğinin Dünyada tekrar bitki yetişmesine engel olacak boyutlara ulaşacağını bildirdiler. Küresel ısınma sonucunda artan karbondioksit oranlarının bitki popülasyonlarınaa geçici de olsa faydalı bir artış sağlıyor olmasına karşın, özellikle ozon tabakası olmak üzere diğer etkilerin sonucunda [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gokalp23.wordpress.com&blog=919842&post=622&subd=gokalp23&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://gokalp23.files.wordpress.com/2007/08/bitki1.jpg" alt="bitki1.jpg" /></p>
<p class="MsoNormal"><strong>İngiliz Bilimadamları ozon tabakasının bitkilerin fotosentez kabiliyeti üzerinde etkisi olduğunu buldular.</strong></p>
<p>İngiliz bilim adamları yaptıkları araştırmaya dayanarak bu yüzyıl sonunda hava kirliliğinin Dünyada tekrar bitki yetişmesine engel olacak boyutlara ulaşacağını bildirdiler. Küresel ısınma sonucunda artan karbondioksit oranlarının bitki popülasyonlarınaa geçici de olsa faydalı bir artış sağlıyor olmasına karşın, özellikle ozon tabakası olmak üzere diğer etkilerin sonucunda bitkilerin yapraklarını ve dolayısıyla fotosentez yeteneklerini kaybedeceğini iddia eden ve araştırmayı yapan grubun başında olan Stephen Sitch, ozon tabakasındaki değişimin bitkilerin fotosentez kabiliyeti üzerindeki etkilerinin hafife alınmaması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Tevfik Uyar, bilim.org</strong></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/gokalp23.wordpress.com/622/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/gokalp23.wordpress.com/622/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gokalp23.wordpress.com/622/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gokalp23.wordpress.com/622/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gokalp23.wordpress.com/622/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gokalp23.wordpress.com/622/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gokalp23.wordpress.com/622/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gokalp23.wordpress.com/622/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gokalp23.wordpress.com/622/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gokalp23.wordpress.com/622/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gokalp23.wordpress.com/622/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gokalp23.wordpress.com/622/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gokalp23.wordpress.com&blog=919842&post=622&subd=gokalp23&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/19/bitkilerin-yuzyil-omru-kalmis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/cac3da48bfaa719cdec04e022c850e0c?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gokalp23</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://gokalp23.files.wordpress.com/2007/08/bitki1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">bitki1.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>17 Ağustosu Unutmadık !</title>
		<link>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/17/17-agustosu-unutmadik/</link>
		<comments>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/17/17-agustosu-unutmadik/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Aug 2007 09:36:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokalp23</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gokalpozturk.com/2007/08/17/17-agustosu-unutmadik/</guid>
		<description><![CDATA[
17 Ağustosta kaybettiklerimize Allah&#8217;tan rahmet, kalanlara da hayırlı ömürler dileği ile..
       <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gokalp23.wordpress.com&blog=919842&post=621&subd=gokalp23&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p style="text-align:center;"><img src="http://gokalp23.files.wordpress.com/2007/08/unutmadik_17agustos.jpg" alt="unutmadik_17agustos.jpg" /></p>
<p><strong>17 Ağustosta kaybettiklerimize Allah&#8217;tan rahmet, kalanlara da hayırlı ömürler dileği ile..</strong></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/gokalp23.wordpress.com/621/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/gokalp23.wordpress.com/621/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gokalp23.wordpress.com/621/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gokalp23.wordpress.com/621/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gokalp23.wordpress.com/621/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gokalp23.wordpress.com/621/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gokalp23.wordpress.com/621/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gokalp23.wordpress.com/621/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gokalp23.wordpress.com/621/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gokalp23.wordpress.com/621/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gokalp23.wordpress.com/621/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gokalp23.wordpress.com/621/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gokalp23.wordpress.com&blog=919842&post=621&subd=gokalp23&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/17/17-agustosu-unutmadik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/cac3da48bfaa719cdec04e022c850e0c?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gokalp23</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://gokalp23.files.wordpress.com/2007/08/unutmadik_17agustos.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">unutmadik_17agustos.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kitap: 99 Esma 99 Dua III</title>
		<link>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/16/kitap-99-esma-99-dua-iii/</link>
		<comments>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/16/kitap-99-esma-99-dua-iii/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Aug 2007 14:14:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokalp23</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gokalpozturk.com/2007/08/16/kitap-99-esma-99-dua-iii/</guid>
		<description><![CDATA[

Senai Demirci &#8211; Timaş Yayınları
Esmâ-i hüsnâ bir mehtaplı gecede görünen güzelliğin arkasıdır. Esmâ-i hüsnâ, herkesin gördüğünü görmekten fazlasıdır. Esmâ-i hüsnâ aynalar aynasıdır. Esmâ-i hüsnâ bir mim faslıdır.
Esmâ yoksa, eşya hiçbir şeydir; hiiiç! Mim&#8217;li esmâların sonsuz güzelliğinin kıyısına hoş geldiniz.
Adamın biri her mehtaplı gecede, alır başını deniz kıyısına gidermiş. Döndüğünde çevresindekiler ona şu soruyu sorarlarmış: &#8220;Ne [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gokalp23.wordpress.com&blog=919842&post=618&subd=gokalp23&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://gokalp23.files.wordpress.com/2007/08/99e00d3.jpg" alt="99e00d3.jpg" /><br />
<span class="kitapyazi"><strong><br />
Senai Demirci &#8211; Timaş Yayınları</strong></p>
<p>Esmâ-i hüsnâ bir mehtaplı gecede görünen güzelliğin arkasıdır. Esmâ-i hüsnâ, herkesin gördüğünü görmekten fazlasıdır. Esmâ-i hüsnâ aynalar aynasıdır. Esmâ-i hüsnâ bir mim faslıdır.<br />
Esmâ yoksa, eşya hiçbir şeydir; hiiiç! Mim&#8217;li esmâların sonsuz güzelliğinin kıyısına hoş geldiniz.</p>
<p>Adamın biri her mehtaplı gecede, alır başını deniz kıyısına gidermiş. Döndüğünde çevresindekiler ona şu soruyu sorarlarmış: &#8220;Ne gördün?&#8221;</p>
<p>&#8220;Dünya güzeli deniz kızları gördüm, altın saçlarını gümüş taraklarla tarıyorlardı&#8221; dermiş her defasında.</p>
<p><span id="more-618"></span>Bir gece yine tek başına deniz kıyısına vardığında, gerçekten dünya güzeli deniz kızları görmüş, altın saçlarını gümüş taraklarla tarıyorlarmış. Döndüğünde çevresindekiler yine sormuşlar: &#8220;Ne gördün?&#8221;</p>
<p>&#8220;Hiiç&#8221; demiş. &#8220;Hiiç bir şey.&#8221;</span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/gokalp23.wordpress.com/618/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/gokalp23.wordpress.com/618/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gokalp23.wordpress.com/618/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gokalp23.wordpress.com/618/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gokalp23.wordpress.com/618/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gokalp23.wordpress.com/618/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gokalp23.wordpress.com/618/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gokalp23.wordpress.com/618/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gokalp23.wordpress.com/618/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gokalp23.wordpress.com/618/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gokalp23.wordpress.com/618/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gokalp23.wordpress.com/618/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gokalp23.wordpress.com&blog=919842&post=618&subd=gokalp23&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/16/kitap-99-esma-99-dua-iii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/cac3da48bfaa719cdec04e022c850e0c?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gokalp23</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://gokalp23.files.wordpress.com/2007/08/99e00d3.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">99e00d3.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ya Hayat Ya Evrim</title>
		<link>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/16/ya-hayat-ya-evrim/</link>
		<comments>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/16/ya-hayat-ya-evrim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Aug 2007 14:08:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokalp23</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gokalpozturk.com/2007/08/16/ya-hayat-ya-evrim/</guid>
		<description><![CDATA[
BİR FARE KAPANI ne zaman fare tutar? Bir uçak ne zaman uçar? Bir göz ne zaman görmeye başlar? Bu soruların cevabını aşağı-yukarı tahmin edersiniz. Yine de, bu yazıda çıkacağımız uzun ve muhtemelen zorlu yolculuk için, cevapları beraber verelim. Bir fare kapanının fare yakalayabilir olması için en azından tam bir fare kapanı olması gerekir. Fare kapanının [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gokalp23.wordpress.com&blog=919842&post=616&subd=gokalp23&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://gokalp23.files.wordpress.com/2007/08/hayat_evrim.jpg" alt="hayat_evrim.jpg" /></p>
<p class="MsoNormal">BİR FARE KAPANI ne zaman fare tutar? Bir uçak ne zaman uçar? Bir göz ne zaman görmeye başlar? Bu soruların cevabını aşağı-yukarı tahmin edersiniz. Yine de, bu yazıda çıkacağımız uzun ve muhtemelen zorlu yolculuk için, cevapları beraber verelim. Bir fare kapanının fare yakalayabilir olması için en azından tam bir fare kapanı olması gerekir. Fare kapanının yarısı fare tutmaz. Bir uçağın da uçuyor olabilmesi için tam bir uçak olması gerekir. Uçağın üçte biri ya da üçte ikisi uçmaz. Sözgelimi, uçağın üçte biri uçmaya yetseydi, o ‘üçte birlik’ kısmına ‘uçak’ diyecektik ve uçağın diğer üçte ikisine ihtiyaç duymayacaktık.</p>
<p>Buraya kadar, az-buçuk muhakemesi olan bir insanla anlaşabilirsiniz. Ancak, fare kapanı ve uçak için sorduğumuz soruyu bir de göz için sorarsak, bazı akıllı insanlarla—en azından evrimcilerle—anlaşamayabilirsiniz. Gözün yarısı görebilir mi? Gözün yarısı görmeye yetiyorsa, diğer yarısına ne ihtiyaç var? Görmeye yeten bir ‘yarım göz,’ neden kendini illa da tamamlamak istesin? ‘Yarım göz’ denen şey görme işlevi görmüyorsa, yarım da olsa, göz olarak nitelendirilemez ki, göz olmaya doğru ‘evrimleşiyor’ olsun.</p>
<p>Evrim teorisinin mimarı Darwin’in korktuğu da tam bu durumdu: “Eğer çok sayıda ardarda gelen ve gözle görülür küçüklükteki değişikliklerle oluşamayacak kadar kompleks bir organın var olduğu ortaya konulmuş olsaydı, benim teorim yerle bir olurdu. Ama ben böyle bir organ bulamadım.” (Türlerin Kökeni, Charles Darwin)</p>
<p><span id="more-616"></span>Darwin’in bulamadığı organı artık bütün dünya biliyor: hücre. Darwin’in zamanında bütün canlı yapıların temelinin bir hücrenin karmaşık ve bütüncül işlevlerine dayandığı bilinmiyordu. Bir hücre, Darwin’in korkarak belirttiği gibi ‘kompleks bir organ’dır; dolayısıyla ‘ardarda gelen ve gözle görülür küçüklükteki değişikliklerle’ oluşması mümkün değildir. Tıpkı bir fare kapanının fare tutması, bir uçağın uçması gibi, ancak tamam olduğunda işlev görür. Eksik olduğunda işlevsizdir. Bir diğer deyişle, yarım hücre diye birşey mevcut değildir. Bir hücre ya vardır, ya yoktur. Bir hücrenin fonksiyonlarını yarıya bölmeniz mümkün değildir.</p>
<p>Darwin ve takipçilerinin, biyokimyacıların bugünlerde ‘eksiltilemez karmaşıklık’ ya da ‘indirgenemez karmaşıklık’ diye seslendirdiği bu gerçekten haberlerinin olmaması ya da biraz daha kötümser bir bakışla, haberli olmamak istemeleri normal karşılanmalı. Çünkü, onların evrimin ‘doğal seleksiyon’una olan inançları bir hücrenin işleyişine olan inançlarından daha kuvvetli görünüyor. Doğal seleksiyon, tam da hücrede görünen gerçeğin tersini, bir sistemin zaman içinde kendi kendine deneye yanıla birbirine eklenebilen rastgele olumlu değişikliklerle oluştuğunu öngördüğüne göre, evrimcilerin önünde, görülmemesi gereken bir hücre var demektir. Ne çare ki, her canlı hücrelerden ibarettir.</p>
<p>Aslında, Darwin’in ‘doğal seleksiyon’ fikrinin temelleri Darwin’den de öncesine dayanıyor ve Darwin’den sonra da sürmesine şaşırmamak gerek. ‘Evrim teorisi’ gibi bir anlayış, herşeyi parçalarına ayırarak anlamaya çalışan ‘indirgemeci’ bakış sayesinde başını gerçeğin arasından uzatabiliyor. Çünkü, hayatın bütünlüğe dayalı gerçeği, bu parçalanmışlık içinde unutuldu; kendi-kendine, rastgele, zaman içinde, yavaş yavaş, dereceli olarak gelişen bir hayat senaryosunun üretimine kapı açıldı. Gerçekte ise, hayatın hiçbir yanı parçalanmaya izin vermiyor. Hiçbir hücre, parçaların üstüste yığılması, rastgele biraraya gelmesi, uzun zaman içinde seleksiyonla seçilip ayakta kalması şeklindeki bir sanal tarihin uzantısı olmaya müsait değil.</p>
<p>Hücrelerin moleküler yapısına dair bilgilerin ortaya çıkması, yeryüzünde canlılığın tâ başından beri bir ‘belirlenmişlik’ içinde olduğunu gösterir. Meselâ, canlı organizmaların karbon atomu üzerinde inşa edilmesi, karbon atomunun tâ başından beri var olan net özellikleriyle ilişkilidir. Örnek vermek gerekirse, suyun hayatı ağırlamaya müsait oluşu, tâ öteden beri kesin olarak belirlenmiş moleküler özelliklerine bağlıdır. En azından, karbon ve su için konuşursak, bu iki mikro-yapının hayata elverişliliği tıpkı bir bilgisayar komutunun dijital kesinliğine benzer. Bilgisayarda bir komut ya 0’dır ya da 1’dir. Bilgisayarın yapısı ne kadar karmaşık olursa olsun, ne kadar çok bilgi işleniyor olursa olsun, bilgi aktarımında 0 ve 1 arasında bir komut yoktur. Şu halde, karbon ve suyun özel yapılarının hayatın gerçekleşmesi için olumlu bir komutu temsil ettiklerini görüyoruz. Karbon ve suyun yapısı hayata ‘evet’ anlamında ‘1’ diyorlar; yani hayatın var olması yönünde başından beri var olan kesin bir iradenin olduğunu gösteriyorlar. Bu iradeden sonrası, hayata doğru giden kasıtlı bir inşadır, iradeye dayalı bir varediştir; rastgele, kendiliğinden, sürpriz biçimde, deneye yanıla süren bir ‘evrilme’ tasvirine denk düşmez.</p>
<p>Ne var ki, evrim teorisinin öne sürdüğü ‘doğal seleksiyon’ anlayışı, ‘1’ ve ‘0’ arasında bir boşluk icad ediyor. Tüm bir hayatın bir belirsizliğin içinden geçen uzunca zamanların ‘hoşgörüsü’ sayesinde, ardarda gelen ‘şanslı’ kazanımların birikmesiyle gerçekleştiğini öne sürüyor.</p>
<p>Darwin’in Kara Kutusu (Aksoy Yayıncılık, 1998) adlı kitabı yazarak aklı başında bilim adamlarının var olduğunu da hatırlatan biyokimyacı Michael J. Behe, son birkaç yıldır aklı evrimde kalmış meslektaşlarına işte bu 0-1 netliğini anlatmaya çalışıyor. Hayatın karmaşasının indirgenemez bir bütün olduğunu hatırlatıyor. Behe, özetle, bir hücrenin ya bütün olarak tâ başından var olması gerektiğini ya da hiç var olamayacağını söylüyor. Bir hücrenin fonksiyonlarının karmaşık ve birbirini sıkı sıkıya tamamlayan görüntüsü, hücrenin yarısının ya da birazcık azının evrim süreci içinde bir zamanda gerçekleşmesine izin vermiyor. Çünkü, bir hücre ancak yüzde yüz tam olduğunda fonksiyon görür, yoksa fonksiyonsuz kalır, fonksiyonsuz olduğu için de,—eğer varsa—doğal seleksiyon sürecinde işe yaramadığı için eleniyor olmalıdır. Behe’nin ‘eksiltilemez fonksiyon’ dediği bu gerçek, evrimcileri hayli şaşırtıyor ve ürkütüyor; çünkü Behe ne klasik evrim karşıtları gibi çok eskilere gidip fosillerden delil getirmeye kalkıyor, ne de Batılı ‘yaratılışçı’ların yaptığı gibi düşüncelerini evrenden kopuk, eşyadan ayrık olarak öne sürüyor. Behe ‘şimdi ve burada’ gördüklerinden hareketle evrimin rastgeleliğine karşı duruyor.</p>
<p>Dr. Behe, Darwin’in evrim teorisinin bir haricî yakıştırmadan ibaret olduğunu, hayatın aslını ve özünü kaçırarak biçimlendiğini anlatırken bilgisayar örneğini veriyor. Bilgisayarın içini hiç bilmeyen biri, bilgisayarın düğmesine basıldığında, prize takıldığında, klavyesinin tuşlarına basıldığında ekranında birtakım işlemler yapıldığını zaman içinde öğrenebilir. Zaten, birçok bilgisayar kullanıcısı için bilgisayar dış kasasından ibarettir. Çoğu insan, kasanın içinde ne olup bittiği, işlemlerin nasıl sürdüğü konusunda kafa yormak zorunda değildir. Aynı şekilde, Darwin de, hayatı hep dışarıdan bir kasadan seyredegeldi. Sadece gördüklerinden yola çıkarak, hayatın oluşumuna kendince bir senaryo çizdi. Kasanın dışından, bazı şeylerin rastgele olabileceği, uzun zaman içinde şans eseri gelişebileceği izlenimine izin veren bir görüntü çıkarsadı. Ancak kasanın içinde olup bitenler kesin hesap ve kasıtlı tasarım işidir. Kasanın dışarıdan görünen fonksiyonu, kasanın içindeki eksiltilemez karmaşıklığa bağlıdır. Kasanın dış görüntüsü ne olursa olsun, kasanın içi her zaman için tamamlanmış durumdadır; çünkü bilgisayarın birazı ya da az eksiği fonksiyon görmez.</p>
<p>İşte hücrenin iç yapısı ve moleküler fonksiyonları ‘kasanın içi’ ya da Behe’nin kitabının başlığında öne çıkardığı ismiyle Darwin’in henüz açmadığı ‘kara kutu’ydu. ‘Kara kutu’ açıldığında, hiçbir şeyin Darwin’in gördüğü gibi olmadığı ve olamayacağı rahatlıkla anlaşılacaktı. Behe, olabildiğince anlaşılır bir dille, ‘eksiltilemez karmaşa’ dediği hücre bütünlüğünü mütevazi bir fare kapanı örneğiyle anlatıyor:</p>
<p>“Fare kapanının işlevi fare yakalamaktır ve fare kapanı birçok ayrı parçadan oluşmaktadır: bir zemin oluşturmak için tahta bir platform, fareyi yakalama görevini gerçekleştirecek metal kapan, fareyi yakalamak üzere metal kısmı platformun üzerine kapatacak uçları uzatılmış yay, hafif bir basınç meydana geldiğinde hemen kapanan hassas yakalayıcı ve tuzak çalıştıktan sonra yakalayıcıyı ve kapanı tekrar hassas eski durumuna getirecek bağlantıları tutan metal çubuk.”</p>
<p>Sistemin ‘eksiltilemez karmaşıklıkta’ olup olmadığını anlamanın yolu, bir sistemin işlevi için bütün parçalarının gerekli olup olmadığı sorusudur. Bu örnekte cevap açıkça ‘evet’tir. Eğer fare kapanı dediğimiz şeyi fare tutma fonksiyonuna göre tanımlıyorsak, bir fare kapanı ya tam aksamıyla birlikte vardır ya da hiç yoktur. Bu da, fare kapanının başından bir bütün olarak belirlenmiş olmasını gerektirir.</p>
<p>Şimdi aynısını canlıların alabildiğine karmaşık fonksiyonları için düşünün. Bir hücrenin hataya tahammül edebilir bir yapısı var mıdır? Bir hücre, meselâ hücre zarı olmaksızın işleyebilir mi? Bir hücrenin içindeki fonksiyonlar, meselâ su molekülünün yapısının hatalı ya da eksik duruşuyla tamam olabilir mi? Bu soruların cevabı, açıkça ‘hayır’dır. Tıpkı bilgisayar komutu gibi; keskin ve net; 1 ya da 0; ortası yok.</p>
<p>Evrim teorisinin muhakemesini izlersek, bir sistemin zaman içinde kendi kendine gelişmeye açık olması, rastgele değişimlerden yararlanıyor olabilmesi için, gelişiminin herhangi bir aşamasında bir ‘işe yarıyor’ olması gerekir. Behe’nin ‘minimum fonksiyon’ dediği bu kural, değil son derece karmaşık bir canlı için, basit bir fare kapanı için bile geçerli değildir. Uygunsuz malzemeyle yapılan bir fare kapanı, bu minimum fonksiyon kriterine uymaz, işe yaramaz; yani fare tutamaz. Fare tutamayan bir malzeme yığını da, kimse tarafından ‘fare tutabilir bir fare kapanı’ olmak üzere evriltilmez ya da sözümona doğal seleksiyonun elinde saklanamaz.</p>
<p>Burada çok ince bir noktaya işaret etmemiz gerek. Mesele, parçaların biraraya gelmesi değildir; parçalar biraraya rastgele geliyor olsa bile, biraradalığın bilinçli bir tasarıma konu edilmesi, bir bütünlük iradesinin parçaların yanında hazır olması gerekir. Bunu gösterebilmek için, dünyanın ilk küçük botuna ait motorun tasarlandığını ve pazara sürüldüğünü düşünelim. Motor kusursuzca işlemektedir: Benzini ekonomik olarak yakmakta, bütün gücü yaymakta ve pervaneyi hareket ettirmektedir. Ama pervane saatte sadece bir devir yapmaktadır. Bu etkileyici bir teknolojik beceridir, ancak benzini pervanenin yakınında bir yerde, bir teneke kutu içerisinde yakmak motoru çalıştırmak için yeterli olmayacaktır. Sorun motor ile benzinin yan yana durmasıyla bitmiyor. Motor ve benzinin anlamlı bir tasarım niyetiyle bütünleşmeleri gerekiyor. İşte indirgemeci bilim anlayışının bütünü parçalara ayıra ayıra göremediği ya da gözden kaçırdığı gerçek budur. Bütünleme niyeti, bir amaç etrafında tasarlama iradesi, ancak parçaların fonksiyon bütünlüğünü görmek üzere baktığınızda farkedilebilir.</p>
<p>Bu noktada, motor minimum bir fonksiyon görmektedir. Ancak, minimum da olsa, bir fonksiyonun varlığından motor ile benzin arasında anlamlı bir ilişkinin tasarlanması sayesinde sözediyoruz. Zaman içinde maddenin rastgele etkileşiminden farklı olan, işte bu ilişkilendirmedir. Bu kasıtlı ilişkilendirme maddeyi aşan ve maddeyi bağlayan bir yönelimdir; ya başından vardır ya da hiç yoktur. Motor örneğinde, motoru ‘motor olmak üzere’ tanımlayan bu ilişkilendirmedir. Yoksa, bir motoru meydana getiren birbirinden habersiz ve bağımsız parçalar, üzerlerinden ne kadar süre geçerse geçsin, ne kadar çok şanslı mutasyonlara maruz kalırsa kalsın ‘motor olmak üzere’ yönelemezler. Tam da burada, ‘evrim’ fikrinin devreye girip motorun zaman içinde geliştiği; daha güçlü, daha ekonomik, daha hızlı, daha sessiz motorların bu motorun ardından geldiği söylenebilirdi. Ancak, bir ‘motor’ yapma fikri, başından belirlenmiş olmalıdır, bu belirleniş zamandan bağımsız olarak gerçekleşir. Eğer ‘motor yapma’ iradesi başından var olmasaydı, benzinin yanışı ile motorun mekanizması arasında bir irtibat kurulmaz; benzin yanabilir, ama motor bir işe yaramazdı. Benzinin yanmasını ve motorun hareketini anlamlı ve fonksiyonel kılan işte bu ‘bütünleme’ ve ‘ilişkilendirme’ iradesidir.</p>
<p>Şimdi baştaki sorulara dönebiliriz: Bir göz de, en az bir fare kapanı kadar, en az bir uçak kadar, bütün aksamıyla tamam olduğunda işgörür. Yarım ya da eksik bir halden rastgele ve zamanla tamam olan birşey yoktur hayatta. Öyleyse evrimin, doğal seleksiyon ve mutasyon gibi rastgele mutasyonlar ve deneme-yanılmalar üzerine kurduğu senaryoda rol alacak herhangi bir canlı yoktur. Hayat için ‘ya hep ya hiç’ kuralı geçerlidir. Hayat, baştan bellidir; yaşamanın karmaşık fonksiyonları bir defalığına ve net olarak belirlenmiştir. Madde üzerinde hayattan yana kasıtlı bir yönlendirme yapılmıştır. ‘Ya hep ya hiç’ seçeneklerinden birincisi seçilmiş ve hayat ‘hep’ten ve ‘tamam’ olarak var edilmiştir.</p>
<p>Allah’tan hayat ‘hep’ var edilmiş de, şimdi, burada, güzel ve eksiksiz bir hayatın orta yerinde, nefes nefese hayatın nasıl başladığını tartışıyoruz. ‘Hiç’ seçeneği gerçekleşseydi, şimdi hayatta olmayan evrimcilerle, hiç yürümeyen bir hayatı tartışmak hayli sıkıcı olurdu!</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Dr.Senai Demirci</strong></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/gokalp23.wordpress.com/616/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/gokalp23.wordpress.com/616/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gokalp23.wordpress.com/616/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gokalp23.wordpress.com/616/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gokalp23.wordpress.com/616/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gokalp23.wordpress.com/616/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gokalp23.wordpress.com/616/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gokalp23.wordpress.com/616/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gokalp23.wordpress.com/616/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gokalp23.wordpress.com/616/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gokalp23.wordpress.com/616/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gokalp23.wordpress.com/616/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gokalp23.wordpress.com&blog=919842&post=616&subd=gokalp23&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/16/ya-hayat-ya-evrim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/cac3da48bfaa719cdec04e022c850e0c?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gokalp23</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://gokalp23.files.wordpress.com/2007/08/hayat_evrim.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">hayat_evrim.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Peygamberler Neden Gönderilmişlerdir?</title>
		<link>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/16/peygamberler-neden-gonderilmislerdir/</link>
		<comments>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/16/peygamberler-neden-gonderilmislerdir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Aug 2007 13:59:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokalp23</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gokalpozturk.com/2007/08/16/peygamberler-neden-gonderilmislerdir/</guid>
		<description><![CDATA[
Her düşünce sistemi, sahip olduğu insan algısına göre, insanın nasıl yaşayacağı ve eğitileceğiyle ilgili bir görüşe sahiptir. Bu, onun eğitim zihniyetidir. İnsan anlayışlarındaki farklılıklara göre, insanı eğitmemiz ve dolayısıyla yaşam tarzlarımız da farklılaşır. Müslümanların eğitim telakkisi de, İslâm’ın insan anlayışından kaynaklanır. Eğitimle ilgili modellemelerini bugün genelde Batı’dan alan İslâm dünyasının, kendi düşünce temellerinden neşet eden [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gokalp23.wordpress.com&blog=919842&post=614&subd=gokalp23&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://gokalp23.files.wordpress.com/2007/08/peygamberler_sehri.jpg" alt="peygamberler_sehri.jpg" /></p>
<p>Her düşünce sistemi, sahip olduğu insan algısına göre, insanın nasıl yaşayacağı ve eğitileceğiyle ilgili bir görüşe sahiptir. Bu, onun eğitim zihniyetidir. İnsan anlayışlarındaki farklılıklara göre, insanı eğitmemiz ve dolayısıyla yaşam tarzlarımız da farklılaşır. Müslümanların eğitim telakkisi de, İslâm’ın insan anlayışından kaynaklanır. Eğitimle ilgili modellemelerini bugün genelde Batı’dan alan İslâm dünyasının, kendi düşünce temellerinden neşet eden bir eğitim teori ve pratiği oluşturmak için, kendi kavramlarını tahlil etmesi gerekir. Bu yönde bir gayretin yönlendirmesiyle bu yazıda, “peygamberlik” mefhumunun, insan anlayışı ve eğitim zihniyetimizin temelindeki merkezi konumuna dikkat çekeceğiz.</p>
<h3><span style="font-size:12pt;">Peygamberlik, insan olmanın zorunlu bir koşuludur</span></h3>
<p>Peygamberlerin niçin var olduğuyla ilgili söylenebilecek ilk neden, “Allah’ın buyruklarını insanlara ulaştırmak”tır. Peygamber, bir “elçi”dir; insanlara doğru yolu göstermek için Allah tarafından seçilmiş kişidir.</p>
<p><span id="more-614"></span>Bu temel hakikati tespit etmekle birlikte, “niçin peygamber vardır?” sorumuzun içinde halen yanıtlanmamış bir bölüm bulunmaktadır: peygamber gönderilmesine neden gerek duyulmuştur? Bu ikinci soruyu da kısaca , “insanın ihtiyacı olduğu için” diye yanıtlamak mümkündür. Ancak bu ihtiyaç, biri olmazsa diğerinin bir anlam ifade etmeyeceği tarzda bir zorunluluğu ifade etmektedir. İnsanın “ne tür bir varlık olduğu”, <em>peygamberin</em> de “niçin var olduğu” sorularının birbiriyle olan zorunlu ilişkisi, bizi şu hükme götürüyor:</p>
<p><em>Peygamberlik, insanın yeryüzündeki mevcudiyetine yönelik sistem içerisinde, bu sistemin önemli bir parçası olan bir mefhumdur. İnsanın varlık nedeni ve varoluş tarzı, “niçin peygamber vardır?” sorusunun yanıtını verir.</em></p>
<p>İnsanın varoluş tarzı ile peygamberin mevcudiyeti arasında zorunlu bir ilişkiden söz ettiğimizde, bu iki kavramdan yola çıkarak, “eğitim” kavramının temelindeki zihniyete de burada ulaşmış oluyoruz. Birbiriyle ilişkili bu kavramları biraz daha açarak bunların nasıl bir dünya görüşüne ve eğitim anlayışına işaret ettiği üzerinde duralım:</p>
<p>İnsanın varlık nedeni ve serüveni hakkında Kur&#8217;an-ı Kerîm’in sunduğu çerçeve özetle şöyledir: İnsan ‘kul’ olmak üzere vardır. Bu noktada aslında diğer varlıklar gibi olmakla birlikte, onlardan farklı yapısı nedeniyle, kulluğu da örneğin meleklerinkinden veya hayvanlarınkinden farklı tarzdadır. Allah, insan türünün ilk örneği olan Âdem’i özel bir yaratılışla varlık alanına çıkarılmıştır. Aslı topraktan olan, yeryüzünün gelecekteki bu hükümranına Allah ‘ruhum’ dediği varlık ilkesinden bir soluk üflemiş, ona isimlerin tamamını öğreterek bu isimlerin gösterdiği varlık şemasını kavratmış, nihayet meleklerin insana secde etmesini istemiştir. İlk insanın eşiyle birlikte cennetten çıkarılış öyküsü bir yandan insanın zaaflarına, öte yandan sonunda yeryüzünde halife kılınacak olan bu seçkin varlığın kaderine işaret etmektedir. Yeryüzünde halife olarak nitelenen insan, bu görevin gerektirdiği güçlerle donatılmıştır. İnsan, iyilik ve kötülüğü kavrayıp bunlardan birini seçme yeteneğine sahiptir. Olayları gözlemlemesi ve değerlendirmesi için ona göz, kulak ve kalp (akıl) verilmiştir. İnsanın imtihan varlığı olmasının bir gereği olarak nankörlük, geçici hazlara düşkünlük, cimrilik, umutsuzluk, unutkanlık, böbürlenme, acelecilik gibi zaafları da bulunmakta olup bu zaaflarını yenmeyi öğrenmelidir. Özünde en güzel şekilde yaratılan insan, bunu başaramadığı zaman, hayvanlardan da aşağı bir pozisyona düşebilir. Zıtlıkları içeren tüm bu özellikleriyle insan, diğer varlıkların alamayacağı bir şeyi, yani ‘emaneti’ yüklenen varlık olmuştur.</p>
<p>İnsanın varlık tarzına dair bu noktada özellikle şu iki hususun altını çizmek gerekiyor:</p>
<p><em>İlk olarak</em>, anlaşılan o ki insan seçim yapmak ve seçimleriyle kendini inşa etmek pozisyonundadır. Amacı ve varlık yapısı budur. Seçimlerinin sonucunu yüklenir. Seçimlerini ne yönde yapacağıyla ilgili bir rehbere olan ihtiyacı bundandır. Peygamber; insan seçim yapan ve sonuçlarını yüklenen bir varlık olduğu için vardır. Ve Allah bir peygamber göndermedikçe insanı sorumlu tutmayacağını bildirmiştir. İnsan, akıl ve kalbin yanı sıra bir nefse; irade ve hürriyetin yanı sıra birtakım zaaflara sahip olduğu ve bu hal üzere var kılındığı için, peygamber de vardır:</p>
<p>“<em>Ona iki yolu gösterdik.</em>” (Beled, 90/10)</p>
<p>“<em>De ki, Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.</em>” (Kehf, 18/29)</p>
<p>“<em>Nitekim kendi aranızdan, size âyetlerimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik.</em>” (Bakara, 2/151)</p>
<p>“<em>Hiçbir ümmet de yoktur ki, içlerinde bir uyarıcı geçmiş olmasın.</em>” (Fatır, 35/24)</p>
<p><em>İkinci olarak</em> insan, bir şey bilmez olarak dünyaya gelir ve bir ortam içerisinde kendini bulur. Bu itibarla ne melekler, ne de hayvanlar gibi, tek bir hal üzeredir. İnsandaki özellikler kendinde bir imkân, bilkuvve bir durum olmakla birlikte, zaman ve mekâna bağlı olarak bilfiil hale gelir; dolayısıyla imkân olarak olgu öncesi, tahakkuk olarak olgu ile irtibatlıdır. Mesela her bir insan konuşabilir, bilebilir, umabilir, talep ve irade edebilir; ancak hangi dili konuşacağı, neleri bileceği, neleri talep ve irade edeceği, nelerden kaçacağı, insanın içine atıldığı dünya içinde anlamını ve hakikatini kazanacaktır (Görgün, 2003).</p>
<p>Dolayısıyla “insan” olabilmek ve yaratılış amacı doğrultusunda kendini gerçekleştirmenin mümkün olabilmesi, insanın yaşadığı çevre içinde mümkün olur. Hz. Âdem’in isimleri öğrenmesi, aslında bu ilk “çevre” ve ilk öğrenmedir. İnsan, isimleri öğrenmekle işler hale gelmiştir. Örneğin doğada yalnız başına hayvanlarla birlikte büyüyen insan yavrularının, hayvanlara benzer bir tavır içinde bulundukları bilinmektedir. Hz. Âdem’in durumu bundan farklıdır, ona Allah tarafından isimlerin öğretilmesi bu iletişime, kelimeler âlemine girmesini ifade eder. İnsan, kendi cinsinden olan bir grup içinde öğrenmekle insan olur.</p>
<p>Daha ilk yaratılışından beri yeryüzüne gelişinin öncesinde insan yalnız değildir; yalnız yaşamak için yaratılmamıştır. Diğer canlıların da yeryüzünde yalnız olmadıkları, sayıca çok oldukları söylenebilir. Ancak insanın yalnız olmayışı, onun doğasında bulunan ‘başkasında varoluş’ diyebileceğimiz bir durumun yansımasıdır. Örneğin, hayvanlar, bir sürü içinde dahi olsalar yalnızmış gibidirler, toplu yaşayış ancak bir içgüdü benzerliğidir. Aynı hal bitkilerde de görülür. Bir ormanın ağaçları bir çeşit zümre gibi görünse de, her ağacın kendi başına hayatı vardır. Karınca ve arıların yardımlaşmaya dayalı hayatı, onların içgüdüleri gereğince mekanik olarak birbirine benzer hareketleri yapmalarındandır. Ancak insan, yeryüzündeki varlığının başlamasıyla birlikte, insan olma varlığını başka insanlarla birlikte edinir. İnsanın kendisiyle ilgili şuuru, kendi başına değil başka şuurlarla birlikte gelişir (Ülken, 1967). Dolayısıyla insanın insanlığının, belirli bir çevre içinde belli olduğu söylenebilir. İnsan, hemcinslerinden oluşan bir çevre içerisinde kendisini bulur. Kendisindeki potansiyeller işler hale gelir.</p>
<p>“Peygamber” kavramı bu noktada sistem içinde yerini almaktadır. Peygamber, insanın kendiliğinden olmayışı, kendi başına kalmayışı demektir. Peygamber, insan olmak için gerekli olan “çevre”dir. Âdem’e isimler öğretilmemişken, ne ve kim olduğuna dair hiçbir fikre, etrafındakilere dair hiç bir adlandırma işlevine malik değilken yeryüzüne öylece gönderildiğini bir düşünün. Bu durumda meleklerin, insanın yaratılacağını duyduklarında verdikleri ilk tepki olan “yeryüzünde kan dökecek bir varlık mı yaratacaksın” hükmü doğru olurdu. Fakat Allah, gerek isimleri öğretmek, gerekse peygamberler göndermekle, bu varlığın bambaşka bir şey olduğunun ortaya çıkmasını murat etmiştir.</p>
<p>Dolayısıyla peygamber, insan gerçek anlamda ‘insan’ olabilsin diye vardır. İnsanın yeryüzündeki varlığına dair sistem içerisinden peygamber kavramını çıkardığımızda, insan, şimdi olduğumuz insan olmayacaktır. Bulunduğumuz noktada, peygamberlik müessesesinin mevcudiyet ve gereğine ilişkin (yapılabilecek) bir şüphe ve sorgulama da zeminini kaybedecektir. Zira, bu sorgulama ve düşünme işlemini yapabilecek kapasiteyi dahi, peygamberin varlığı ile insana sunulan yaşam tarzına, yani, kendi başına bırakılmamışlığa borçluyuz.</p>
<h3><span style="font-size:12pt;">Peygamber kavramından eğitim zihniyetine</span></h3>
<p>Ancak bir arada bulunduklarında anlamlı bir bütün oluşturan ‘insanlık’ ile ‘peygamberlik’ mefhumları arasındaki zorunlu ilişki, “eğitim” kavramının da anlamını vermektedir. Eğitim, insan olmak/insanlaşmak; peygamberlik de, insan olmanın zorunlu koşuludur. Dolayısıyla, eğitim zihniyetimizin temelinde, kendi varlığını peygamber ile irtibatlı gören, kendini ona ve dolayısıyla bu sistemi vareden Kudret’e bağlayan bir insan anlayışı vardır. Bu yapı içinde insan, bir çevre (yani eğitim) ortamı içinde insanlaşırken bu ortam da bir kökene bağlanmış olur. Bu köken, peygamberler silsilesi ile gelen gelenektir. Bu eğitim anlayışında insan, kendinden menkul bir yapı olmayıp, kendini gelenek içinde inşa eden bir varlıktır.</p>
<p>Dolayısıyla, eğitim zihniyetimizin temelindeki insan, kendi başına bırakılmamışlığın yanı sıra kendini kuran insandır. Kendi başına bırakılmamış olmak, peygamber ile varolmak demektir. Kendini kurmak da, insanın hür iradeye ve sorumluluğa sahip olmasıdır ki,  peygamberin varlığı burada da devreye girer. İnsan olma yolunda peygamber ona rehberdir. Peygamberler de insandır. İlk insan, ilk peygamber Allah’ın eğitiminden geçtiği gibi, peygamber de insanlar için bir eğitendir. Onlar gibi yer, içer, dinlenir, hastalanır, evlenir vb. Bir insan olarak nasıl yaşanacağı konusunda canlı bir örnektir. Şu ayet-i kerimeyi bir de bu açıdan düşünebiliriz:</p>
<p>Eğer yeryüzünde yerleşmiş gezip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten, peygamber olarak bir melek gönderirdik. (İsra, 17/95)</p>
<p>İnsanın, bir takım güçler ve güçsüzlüklerden mürekkeb yapısı, devamlı bir ilerleyiş içinde bulunuşu, kendisi üzerinde çalışmasını, tüm hayatının aslında bir eğitim işi olmasını gerektirmektedir. Eğitimin amacı ve niteliği, hayatın amacı ve insanın mahiyetiyle örtüşür. Temel hareket noktasını buradan alır. Ve en görünür formunu “peygamber” ile alır. Böylelikle, eğiten yol gösteren peygamberin varlığından hareketle eğitim telakkisi, insanın varoluş yapısında temellenmiş olmaktadır.</p>
<p><strong>Dr. Z. Şeyma Arslan</strong></p>
<p class="MsoNormal">&nbsp;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/gokalp23.wordpress.com/614/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/gokalp23.wordpress.com/614/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gokalp23.wordpress.com/614/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gokalp23.wordpress.com/614/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gokalp23.wordpress.com/614/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gokalp23.wordpress.com/614/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gokalp23.wordpress.com/614/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gokalp23.wordpress.com/614/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gokalp23.wordpress.com/614/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gokalp23.wordpress.com/614/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gokalp23.wordpress.com/614/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gokalp23.wordpress.com/614/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gokalp23.wordpress.com&blog=919842&post=614&subd=gokalp23&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/16/peygamberler-neden-gonderilmislerdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/cac3da48bfaa719cdec04e022c850e0c?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gokalp23</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://gokalp23.files.wordpress.com/2007/08/peygamberler_sehri.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">peygamberler_sehri.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yıllardır sıcak kalan o bir bardak çay</title>
		<link>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/16/yillardir-sicak-kalan-o-bir-bardak-cay/</link>
		<comments>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/16/yillardir-sicak-kalan-o-bir-bardak-cay/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Aug 2007 13:53:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokalp23</dc:creator>
				<category><![CDATA[İyilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gokalpozturk.com/2007/08/16/yillardir-sicak-kalan-o-bir-bardak-cay/</guid>
		<description><![CDATA[
istanbuldaydım.. 6 ay kadar süren maceram birtakım sebepler yüzünden bitmişti.memleketime dönmek için buruk bir şekilde biletimi aldım.. buruk bir şekilde  diyorum,çünkü sevdalısı olduğum şehri terkediyordum.. ve de yalnızdım.. biletimi alırken de,otogara giderken de.. kimsem yoktu.. 4 tane de bavulum vardı.. tek başıma kalacağımı hesap etmemişim.üstelk param da kalmamıştı.otobüsün kalkış saatine 15 dk kala bekleme [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gokalp23.wordpress.com&blog=919842&post=612&subd=gokalp23&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://gokalp23.files.wordpress.com/2007/08/sicak_cay1.jpg" alt="sicak_cay1.jpg" /></p>
<p class="MsoNormal">istanbuldaydım.. 6 ay kadar süren maceram birtakım sebepler yüzünden bitmişti.memleketime dönmek için buruk bir şekilde biletimi aldım.. buruk bir şekilde<span>  </span>diyorum,çünkü sevdalısı olduğum şehri terkediyordum.. ve de yalnızdım.. biletimi alırken de,otogara giderken de.. kimsem yoktu.. 4 tane de bavulum vardı.. tek başıma kalacağımı hesap etmemişim.üstelk param da kalmamıştı.otobüsün kalkış saatine 15 dk kala bekleme salonuna geçtim.en köşeye.. cam kenarına.. arkadaşımın aldığı poğaçayı çıkardım çantamdan.bir taraftan da çocuklar gibi ağlayarak..</p>
<p>boğazımdan geçmek bilmiyordu o poğaça. yan tarafta mini marketi görünce hemen oraya gittim. gittim ama cebimde sadece 5 kuruş.. çay istedim.. 1lira olduğunu öğrenince alamadım.. selpak almaya yetti param.. yani sadece gözyaşlarımı silebilirdim.. sonra eski yerime geçip akan gözyaşlarımı sildim.. bir taraftan da boğazımdan geçmemekte ısrar eden poğaçayı yutmaya çabalayarak.. sonra bana doğru elinde kocaman bir bardak çayla gelen mini market sahibini gördüm.</p>
<p><span id="more-612"></span>içimden keşke.. diyordum.. ve sonra.. sanki içimdeki sesi duymuş gibi o adam yanıma kadar gelip &#8220;buyrun ikramımız olsun&#8221; dedi.. öyle mutlu olmuştumki.. sadece bir çaydı bana sunulan ama beni öylesine mutlu etmişti ki.. aklıma geldikçe gülümsüyorum.. ve yürekten bir teşekkür gönderiyorum.. sıcacık çay için.. gözyaşlarımın çay alamadığım için aktığını düşünen merhametli insan için..</p>
<p><strong>Mevlude, iyilikler.net</strong></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/gokalp23.wordpress.com/612/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/gokalp23.wordpress.com/612/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gokalp23.wordpress.com/612/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gokalp23.wordpress.com/612/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gokalp23.wordpress.com/612/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gokalp23.wordpress.com/612/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gokalp23.wordpress.com/612/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gokalp23.wordpress.com/612/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gokalp23.wordpress.com/612/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gokalp23.wordpress.com/612/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gokalp23.wordpress.com/612/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gokalp23.wordpress.com/612/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gokalp23.wordpress.com&blog=919842&post=612&subd=gokalp23&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gokalp23.wordpress.com/2007/08/16/yillardir-sicak-kalan-o-bir-bardak-cay/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/cac3da48bfaa719cdec04e022c850e0c?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">gokalp23</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://gokalp23.files.wordpress.com/2007/08/sicak_cay1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">sicak_cay1.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>