Efendilerin Efendisi Canım Sultanım

gul10.jpg

Dün gece, rüyası bahşedilmedi ama bir hayal yanaştı zihnimin kuytusuna. Seninle bir yolda yürüyoruz. Yürüdükçe açılan bir yol bu. Ağacı, aracı, toprağı yok. Yok ikimizden başka yolcusu. Sen, en çok konuşmak istediğim insan, yanımdasın ama yüzüne bakamıyorum. Teninden sızan gül kokusu başımı döndürüyor. Heybemde sorular var. İrili ufaklı çakıl taşları gibi sorular. Onları birer birer çıkarıp hafiflemek, sonra seninle uçmak istiyorum.

Elimi heybeye sokup avucumu dolduruyorum: “Bir yetim olarak doğuşunun hikmeti neydi? Ve öksüz kalışının? Çocuklarının ölümünü tadışının ve torunlarının katlinden haberdar oluşunun? Açlıktan, yokluktan, ihanetten, iftiradan bolca nasiplenmen nedendi? Vahye muhatap olmanın basıncını nasıl yaşadın? Bir ara vahiy kesildiğinde duyduğun endişe Seni çöllerde kaybolma isteğinin eşiğine getirdi mi, terk edildiğini düşündün mü gerçekten?” soruları çıkıyor. Ama dillendiremiyorum. Yok, böyle başlayamaz sohbetimiz diyorum içimden.

Yazının devamını oku »

Yağmurun Annesi Ey Sevgili

yagmurunannesi2.jpg

Yağmurun yağdığı bir gün göğsünü açıp kollarını da kaldırarak damlaların mübarek bedenini ıslatmasına izin vermişsin. Neden böyle yaptığın sorulmuş. Demişsin ki: “Yağmurun Rabbine verdiği söz tazedir, yenidir.”

Yağmur ki varlık alemine henüz buyur edilmiştir. Daha “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna az önce “belâ” demiştir. O’ndan ayrılığın henüz başındadır. Rabbine verdiği kul olma sözü henüz tazedir.

Şimdi Sen geliyorsun yeniden ruhlarımıza. Seni soluyoruz yeniden. Küçük çocuklar gibi bağırıyoruz: “Resulallah geliyor, ay doğuyor üzerimize yeniden.” Güzel zamanlar düşüyor nasibimize. Yeniden yazıyoruz kalbimizi. Ay doğuyor üzerimize. Senin ikliminden yağmur iniyor göğsümüze. Sen, gerçeği bulandırmadan bize taşıyan billur pınarımızsın. Sözlerini içmeye ceylan bakışlı kızlarımızla geliyoruz.

Yazının devamını oku »

Hayatıma anlam katan Hadisler -2-

muhammed.jpg

Hz. Enes’den(r.a.) rivayete göre Resulallah(s.a.v) şöyle buyurdu:

“Oğulcuğum, abdestini tam al, ta ki hafaza melekleri seni sevsin ve ömrün uzatılsın.”

”Ey Enes! Cenabetten guslederken mübalağa et. Böylece yıkanma mahallinden ayrılırken üzerinde günah ve hatalardan arınmış olarak çıkarsın.” Ben de “Ya Resulallah, mübalağa nasıl olur?” diye sorunca “Saç diplerini ıslat ve deriyi de arındır” dedi.

”Ey Oğulcuğum! Elinden geldikçe abdestli ol. Zira kim abdestli olduğu halde ölüm gelirse ona şehidlik (sevabı) verilir.”

“Ey Oğulcuğum! Elinden geldiği nisbette namazı bırakma, zira bu takdirde melekler daima sana rahmet okurlar.”

Yazının devamını oku »

Yokluğa rehberlik eden Nebi

mgul1.jpg

Sükun ve huzur şehri Medine, Peygamber şehri olalı ilk defa göz yaşı döküyor. Toprak evlerden fırlayan insanlar, ruhunu yitirmiş şehrin sokaklarına tiz tonlarda feryatlar bırakıyor. Kalabalıklar, Ukâz panayırlarının meşhur pehlivanı, at ve silah ustası Ömer’in kılıcının havaya çaldığı ıslıkla büzüşüyor ve tüm Medine sokaklarına hükmeden gür bir nida yankılanıyor: “Muhammed ölmedi. Öldüğünü iddia eden varsa boynunu uçururum.” Kalabalıklar siniyor; tüm ağıtlar bu heybetli sesin gölgesine sığınıyor.

Aişe’nin odasından Mescid-i Nebevî’nin avlusuna hoş bir koku yayılıyor; kapı itiliyor ve içeri Peygamber’in mağara dostu Ebu Bekr-i Sıddık giriyor. Hürmetini huzurda eğiyor ve renkli, çizgili bir harmaninin örttüğü insanlığın efendisinin yerde yatan mübarek naaşına mıhlanıyor. Araladığı örtüden o mübarek yüzü öpüyor. Ve hüzün tanelerinin ıslattığı dudaklarından tek bir ses dökülüyor: “Ölümün bile hayatın kadar güzel.”

Nebiye yaşarken tüm varlığını adamış bu yüce dost avluya çıkıyor ve ilan ediyor: “Ey insanlar! kim Muhammed’e tapıyor idiyse bilsin ki Muhammed ölmüştür. Kim de Allah’a tapıyor idiyse bilsin ki Allah diridir ve ölmez.”

Yazının devamını oku »

Gönül Medeniyeti

gbahce1.jpg

Ben şahsen medeniyetle “gönül” arasında bir paralellik olduğunu düşünüyorum. Beşeriyet “gönül”ü keşfettikçe medenîleşmiş, medenîleştikçe de insana saygı artmıştır. “Âlemden maksat âdemdir, âdem ise gönülden ibarettir” sözü böyle bir medeniyetin ürünüdür.

Türkçede eskiden beri var olan gönül, bilhassa Anadolu coğrafyasında “yapmak” ve “kırmak” mastarlarıyla birleşerek büyük bir mânâ derinliği kazanır. Şâirlerimiz gönül kırmayı Allah’ın evini (Beytullâh) tahrip etmek, gönül yapmayı da Kâbe inşâ etmek olarak görmüşler:

Gönül yıkmak harap etmek gibidir beyt-i mâmûru

Velî yapmak hezârân Kâbe bünyâd etmeden yeğdir.

(İbn Kemâl)

Yazının devamını oku »

« Daha eski yazılar