Peygamberler Neden Gönderilmişlerdir?

peygamberler_sehri.jpg

Her düşünce sistemi, sahip olduğu insan algısına göre, insanın nasıl yaşayacağı ve eğitileceğiyle ilgili bir görüşe sahiptir. Bu, onun eğitim zihniyetidir. İnsan anlayışlarındaki farklılıklara göre, insanı eğitmemiz ve dolayısıyla yaşam tarzlarımız da farklılaşır. Müslümanların eğitim telakkisi de, İslâm’ın insan anlayışından kaynaklanır. Eğitimle ilgili modellemelerini bugün genelde Batı’dan alan İslâm dünyasının, kendi düşünce temellerinden neşet eden bir eğitim teori ve pratiği oluşturmak için, kendi kavramlarını tahlil etmesi gerekir. Bu yönde bir gayretin yönlendirmesiyle bu yazıda, “peygamberlik” mefhumunun, insan anlayışı ve eğitim zihniyetimizin temelindeki merkezi konumuna dikkat çekeceğiz.

Peygamberlik, insan olmanın zorunlu bir koşuludur

Peygamberlerin niçin var olduğuyla ilgili söylenebilecek ilk neden, “Allah’ın buyruklarını insanlara ulaştırmak”tır. Peygamber, bir “elçi”dir; insanlara doğru yolu göstermek için Allah tarafından seçilmiş kişidir.

Yazının devamını oku »

Beş N Bir Allah

allah_lafzi.jpg

Başımız bakışımızla derttedir. İki göz kapağını kaldırınca başlıyor bakış ancak burada bitmiyor. Neyi gördüğümüz, nasıl baktığımız ile çok yakından ilişkilidir. Bakış biçimimiz gözümüze vuran ışık kadar aydınlatıcı ya da körelticidir. Eşyadan gözümüze yansıyan ışık, insan aklına hep aynı renklerle varmıyor. Göze vuran görüntüler, sanki bir büyük prizmadan geçer gibi, ayrı yönlerde, ayrı tonlarda ve ayrı biçimlerde düşüyor insan aklına. İnsan, baktığı ile kalmıyor.

Bakmak, her zaman kasıtlı bir akıl eylemi ile birliktedir: “Görmek”. Görmek, bakmaktan farklı olarak, göze değen ışıkla değil, akla düşen merakla gerçekleşir. Işıktan, işaretten, şekilden, renkten fazlasıdır aklın gördüğü. Akıl, gözün gördüğünden ötesini arar. Gözün gördüğünün ne gösterdiğini “görmek” ister. Göze düşen görüntünün işaret ettiğini bulmak ister. Görünür olanın derinine geçmek ister. Görüntüden asla varmak ister. Gözün gördüğüyle yetinmez. Bakışımızın ötesini dert edinir. Bakışımızı başımıza dert eder.

Yazının devamını oku »

İstemenin sınırı yoktur

istemek2.jpg

DEĞERLİ bir okuyucumuz, dua ederken, açgözlü ve hırslı olmaktan korktuğunu dile getirmiş ve öğrendiği bir hikâyenin zihnini karıştırdığını yazmıştı.

Hikâyeye göre, büyük bir zâtın huzuruna iki adam çıkıyor. Çok şey isteyen ve gözü yükseklerde olan biri yüksek koltuğa oturmak istiyor. Mekânın sahibi büyük zât buna çok sinirleniyor. Çünkü O’nun huzuruna çıkmak bile lütufken fazlasını istiyor.

Diğer adam, mütevazı olduğu için kenarda bir köşe bulup oturuyor. O mekâna kabul edilmeyi bile en büyük lütuf olarak değerlendiriyor. Bu tutum o zâtın çok hoşuna gidiyor ve mütevazı adamı en yüksek koltuğa alıyor.

Şöyle soruyor okuyucumuz: Acaba biz duada çok isterken hikâyedeki yüksek koltuğa oturmak isteyen hırslı adamın konumuna düşmeyecek miyiz?

Yazının devamını oku »

Kurandaki Peygamber Kıssalarını Nasıl Okumalıyız?

kurankissa.jpg

Kur’an neden kıssalar anlatır?

Onu, üslubuna ve konularına alışık bir gözle değil de ilk kez okuyanlar bu kadar sık kıssa anlatan ve üstelik de aynı kıssayı bazen defalarca anlatan bir kitapla karşılaştıklarında neler hisseder?

Allah’ın insanlığa indirdiği en son mesajı okurken kendi hayatı ile ilgili ilahi beklentileri bulmak isteyen biri yoğun bir şekilde binlerce yıl öncesinin kıssalarını bulunca ne düşünür?

Evrensel bir ilahi metinde, üzerinde fazlaca düşünmeye zaman ayırmadan bugüne ve kendi sorunlarına doğrudan mesajlar bulmak isteyen günümüz insanının binlerce yıl öncesinin olaylarını anlatan bir kitapla karşılaşması onu nasıl şaşırtır ve sukut-u hayale uğratır.

Yazının devamını oku »

“İslam ve Özgürlük”

islam2.jpg

Diyanet İşleri Başkanı Sayın Ali Bardakoğlu’nun bazı önemli konulardaki isabetli görüşlerinin altını daha önce de çizmiştim. Prof. Bardakoğlu en son “okulda namaz” konusunda açıklama yaparken de önemli şeyler söylemiş. Şöyle demiş:

Sadece Müslümanların değil, diğer din mensuplarının ibadetlerine de saygılı olmak zorundayız… İnsanların namaz kılmalarına ya da kılmamalarına göre ayrım yapmak yerine insanlara özgürlük alanı bırakmak ve demokrasiyi güçlendirmek, en çıkar yoldur. Diyanet İşleri Başkanlığı olarak hep özgürlükten ve demokrasiden yana olduk. Sadece Müslümanların din ve ibadet özgürlüklerinin değil, diğer din mensuplarının ve inanmayanların ibadet ve özgürlüklerini savunmak zorundayız. Namaz kılanın kılma sebebini, kılmayanın kılmama sebebini sonuna kadar savunmak zorundayız.

Yazının devamını oku »

« Daha eski yazılar