Tuzağa Düşmek
19 Ağustos 2007 01:45 (Tefekkür)

Tuzak dediğin görünmemeli… Hiç ummadığı anda ayağına takılmalı kurbanının. Süslü de olmalı tuzak… Heveslendirmeli; çekmeli kendine…
Uzak olmamalı tuzak; hep yakınında, yanında olmalı kurbanının. Hem yolda olmalı tuzak; yoldan farklı durmamalı, hatta yolun kendisi diye bellenmeli. Tuzak kötü bile olmamalı. Tuzağa düşmek iyilik sanılmalı, akıllılık sayılmalı. Tuzağa doğru yürümek, yolun kendisi bilinmeli. Tuzağa uzak köşelerden yürüyenler ayıplanmalı. Tuzağı farkedenler utanmalılar kendilerinden. Kötü bir şey yapıyormuş gibi büzüşüp kalmalılar kendi köşelerinde. Ayağı tuzağa takılanlar alkışlanmalı; hayırlı bir akıbetin konusu bile edilmeliler.
Fıtratında kerem olan insan hiçbir kötülüğü “kötülük” sıfatıyla yapmaz. Bile bile “kötü” olmaz insan. Vicdanı susmadıkça, nefsi “iyi” bir gerekçe bulmadıkça, kötülüğün kuyusuna inmez. “Kötü”ye “iyi” bir kılıf bulur, “şerr”e “hayır”lı bir renk verir de, öylece özne olur kötülüğe.
Şimdilerde, tuzakların estetize edildiği bir zamanda yaşıyoruz. Örneğin, özgürlük kavramını, çıplaklığın eline yeni icat bir yelpaze gibi tutuşturuyoruz bunaltan sıcaklarda. Reklam hakkının gölgesine siperlenip, mayodan artan kadın bedeni parçalarını, mayonun gizlemek yerine daha da belirginleştirdiği dişilik cezbelerini gözlere sokuyoruz. Görünenler, göründükleri için kazananlar, güzel göründükleri için kendilerine imrenilenler, görenler, gördüklerine hayran olanlar, görüntüleri çoğaltılanlara imrenenler, hep birlikte mağdur ediliyor.
Efendilerin Efendisi Canım Sultanım
19 Ağustos 2007 01:25 (Dost, Muhabbet)

Dün gece, rüyası bahşedilmedi ama bir hayal yanaştı zihnimin kuytusuna. Seninle bir yolda yürüyoruz. Yürüdükçe açılan bir yol bu. Ağacı, aracı, toprağı yok. Yok ikimizden başka yolcusu. Sen, en çok konuşmak istediğim insan, yanımdasın ama yüzüne bakamıyorum. Teninden sızan gül kokusu başımı döndürüyor. Heybemde sorular var. İrili ufaklı çakıl taşları gibi sorular. Onları birer birer çıkarıp hafiflemek, sonra seninle uçmak istiyorum.
Elimi heybeye sokup avucumu dolduruyorum: “Bir yetim olarak doğuşunun hikmeti neydi? Ve öksüz kalışının? Çocuklarının ölümünü tadışının ve torunlarının katlinden haberdar oluşunun? Açlıktan, yokluktan, ihanetten, iftiradan bolca nasiplenmen nedendi? Vahye muhatap olmanın basıncını nasıl yaşadın? Bir ara vahiy kesildiğinde duyduğun endişe Seni çöllerde kaybolma isteğinin eşiğine getirdi mi, terk edildiğini düşündün mü gerçekten?” soruları çıkıyor. Ama dillendiremiyorum. Yok, böyle başlayamaz sohbetimiz diyorum içimden.
İçin temiz olmadıktan sonra..
19 Ağustos 2007 01:20 (Dost, Gönülden)

İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı, Hoca olmuşsun; kaç para !
Hırka; Tespih; Post; Seccade güzel;
Ama Tanrı kanarmı bunlara
Dünya üç beş bilgisizin elinde;
Onlarca bilgi güya kendilerinde
Üzülme; Eşek Eşeği beğenir:
Hayırlar vardır sana kötü demelerinde.
Ömer Hayyam
Bitkilerin yüzyıl ömrü kalmış..
19 Ağustos 2007 01:13 (Bilim)

İngiliz Bilimadamları ozon tabakasının bitkilerin fotosentez kabiliyeti üzerinde etkisi olduğunu buldular.
İngiliz bilim adamları yaptıkları araştırmaya dayanarak bu yüzyıl sonunda hava kirliliğinin Dünyada tekrar bitki yetişmesine engel olacak boyutlara ulaşacağını bildirdiler. Küresel ısınma sonucunda artan karbondioksit oranlarının bitki popülasyonlarınaa geçici de olsa faydalı bir artış sağlıyor olmasına karşın, özellikle ozon tabakası olmak üzere diğer etkilerin sonucunda bitkilerin yapraklarını ve dolayısıyla fotosentez yeteneklerini kaybedeceğini iddia eden ve araştırmayı yapan grubun başında olan Stephen Sitch, ozon tabakasındaki değişimin bitkilerin fotosentez kabiliyeti üzerindeki etkilerinin hafife alınmaması gerektiğini söyledi.
Tevfik Uyar, bilim.org